Mobing’in seyir defteri

Aylin de artık iyice can sıkmaya başladı. Her şeye maydanoz. Nerede toplantı olsa “Benim de gelmemde bir mahsur var mı?” diyor.

 
 
 
AYLİN, 28, EKONOMİ MEZUNU
AYLİN (30 Nisan, Pazartesi): Bugün yeni ofisimde ilk günüm. Çok şık bir yer, herkes güleryüzlü. İlk defa bir açık ofiste çalışacağım, 10 kişiyiz ve herkes birbirini görebiliyor. Bölümdeki herkes Operasyon Bölümü’nün altında farklı bir iş yapıyor. Evet, güle güle Kıdemli Uzman Aylin, hoş geldiniz Müdür Yardımcısı Aylin Mert… Aynadaki görüntümde hiçbir şey değişmedi ama değişiklik içimde. Söyle sevgili günlüğüm bu işi başarabilecek miyim? Neden başaramayacakmışım? Oytunç Bey beni kendisine yardımcı alabilmek için çok destek oldu. O da arkamdayken sırtım yere gelmez. Yüzünü kara çıkartmamalıyım. Hadi, sonra yine görüşürüz.
 
OYTUNÇ, 36, İŞLETME MEZUNU
OYTUNÇ (30 Nisan, Pazartesi ): Aylin bugün işbaşı yaptı. Oh be! böyle iyi eğitimli bir yardımcıya daha ihtiyacım vardı. Çok memnunum, iyi bir karar verdik. Önceki işyerinde çok iyi projelerde çalışmış. Ben de rahat edeceğim böylece. Hadi hayırlısı!
 
AYLİN (14 Mayıs, Pazartesi): Sevgili günlük, şaka maka iki haftadır sana tek satır yazmamışım. Bu kadar büyük bir şirkette çalışınca da iş de çok oluyor tabii, bilmem gereken çok şey var daha. Yurtiçi, yurtdışı bağlantıları öğrenmek, dünyanın 35 noktasında olan yerel ofislerdeki kontakları tanımak… Ooo daha asıl işe gelene dek… Hata yapmamaya çalışıyorum bir yandan, öyle olunca da gerginlikten kopmadığıma şükür.
 
OYTUNÇ (21 Mayıs Pazartesi): Yahu bu Aylin iyi hoş da, biraz fazla titizleniyor sanki. Alt tarafı kim kimdir, hangi lokasyonda çalışıyor bunları bilecek şimdilik, bir ayda öğrenseydi bari, yıllık iznime de bir şey kalmadı şurada..
 
AYLİN (15 Haziran Cuma): Oytunç Bey yıllık izne çıktı. Tam iki hafta yalnızım, umarım bir hata yapmam. Her şey yolunda gider inşallah. Bölümdeki arkadaşlarla iyi anlaşıyorum. Burada çok iyi bir arkadaşlık havası var. İçmeye de, tatile de neredeyse birlikte gidiyorlar. Benimle biraz mesafeli ama iyi konuşuyorlar. Oytunç Bey’in yokluğunda onların yardımına ihtiyacım olabilir.
 
OYTUNÇ (15 Haziran Cuma): Kaç yıldır şöyle keyifli bir tatil programı yapamamıştım. İyi ki aldık şu kızı. Ama yine neme lazım, bölümdeki çocukları tembihledim.
-Ben yokken gözünüz üstünde olsun, aman ha!
 
AYLİN (22 Haziran Cuma): Tüm bölüm öğle yemeğine çıktı yine, birinin nöbetçi kalması gerekiyor bölümde. Geldiğimden beri hiç dışarı çıkmadım, işleri öğreneceğim diye hep içerideyim. Bugün “hadi sen de gel, birimiz kalırız” demelerini bekledim ama kimseden ses çıkmadı. Galiba bu benim görevim oldu. Bu çok sorun değil tabii diye düşünüyordum, ta ki Gülden’in  telefonu çalana kadar. Telefonu kaldırdım ve “nasıl yardımcı olabilirim?” dememe kalmadan karşı taraftan ağır aksanla İngilizce konuşan sinirli bir adam anlamadığım bir iş hakkında soru soruyor ve hemen yanıt beklediğini söylüyor. Tabii o heyecanla bu kadarını nasıl anladım onu da bilmiyorum ya! Biraz beklemesini, arkadaş gelir gelmez kendisini aratacağımı söylemeye çalışsam da karşı taraf acil, acil diye konuşup duruyordu. Diğer hattan arkadaşın cebini aradım, Hay Allah! çalıyor çalıyor ama açılmıyor, bir diğerini aradım, onun ki de çalıyor ama açan yok. Ne yapacağımı bilemez halde diğerlerinin telefonlarını çevirmeye başladım. Telefondaki adam giderek artan bir öfkeyle “Çabuk karar verilmesi lazım. Seans bitecek, para açıkta kaldı”. “Kusura bakmayın kimseye ulaşamıyorum, ben de yeniyim. Yemekten döner dönmez sizi aratacağım” dedim demesine ama herif çatt! diye yüzüme kapadı telefonu. Bizimkiler neden sonra tıngır mıngır sökün ettiler. Hemen durumu anlattım. Birbirlerine baktılar ve gülmeye başladılar. “Olan olmuş, şimdi halin harap”. Hiçbir şey anlamadım, deli mi bunlar? Ben ne anlatıyorum, onlar ne diyorlar? Sonunda Gülden “Sana gecikmeli bir hoş geldin şakası yaptık canım. Çağrılarını gördük ama özellikle açmadık. Daha heyecan verici olsun diye” dedi. Donakalmıştım. Ne iyi dereceyle bitirdiğim lisans sırasında ne de yüksek lisansta ve son çalıştığım yerde, iş hayatında böyle şakalar yapılabileceği üzerine hiçbir şey öğrenmemiştim. Düpedüz eşek şakası!
 
OYTUNÇ (2 Temmuz Pazartesi): Bugün izinden dönüyorum, kazasız belasız geçti çok şükür. Ofiste her şey yolunda gitmiş. Aylin hakkında da pek olumsuz bir şey yok. Sadece stresini yönetemediğine dair yorumu oldu çocukların. Heyecanlanınca eli ayağına dolaşıyormuş. Hayret! Okulları nasıl bitiriyorlar öyle kolayca şaşıyorum valla.
 
AYLİN (30 Temmuz Pazartesi): İşlere iyice alıştım. Oytunç Bey’le beraber arada bir toplantılara da gitmeye başladım. Düzenli olarak bölüm toplantılarında söz alıyorum. Yalnız ben konuşmaya başlayınca bölümdeki arkadaşların birbirlerine anlamlı bakışlar attıkları, hafif dudak bükmeleri gözümden kaçmıyor. Ben de sadece Oytunç Bey’e bakarak anlatıyorum. Yoksa moralim bozulur. Oytunç Bey’in onlarla arası çok iyi, umarım bana da güvenir bir gün böyle.
 
OYTUNÇ (29 Ağustos Çarşamba): Yeni yardımcıma -hâlâ yeni diyorum, kaç ay geçti yahu- sorumlu olduğu işleri teslim ettim ama iyi mi yaptım bilemiyorum. Çok soru soruyor, bunaltıyor bazen. Biz bu kadar soru sorsun diye mi aldık anlamadım. Zaten ben izindeyken çocuklar da söylemişlerdi. İnisiyatif alma sorunu var anlaşılan.
 
AYLİN (14 Eylül Cuma ): Sevgili günlük, bugün hala nedenini anlayamadığım bir olay oldu. Oytunç Bey bir toplantıdan aradı ve acilen projeyle ilgili dosyayı toplantı odasına götürmemi istedi. Tabii dedim fırladım hemen, fakat dolabımda yok, diğer dolaplarda da yok, nereye gitti bu dosya yahu? Oytunç Bey’in masasında olabilir mi diye masasına, arkasındaki dolaba da baktım yok, yok, yok. O halde bilgisayar çıktılarını dökeyim bari diye bilgisayara yöneldim. Arkadaşlar, “Hala bulamadın mı?” diyerek gülüştüler. Yoksa bu da yeni bir şaka mıydı? “Siz mi aldınız? Lütfen hadi sizdeyse verin” dedim. Ne bileyim, öyle eşek şakası yapmışlardı ki hemen aklıma bu geldi. Ayşe, “Ne münasebet, sen bizi ne sanıyorsun!” diyerek paylamaz mı? Onunla uğraşacak vaktim mi var, tekrar bilgisayara döndüm, şifreli dosyayı açıp çıktısını alıp koşa koşa toplantı odasına gittim. İçeriden gelen bağırtılar kapalı kapının ardından bile duyuluyordu. Kapıyı tıklatarak girdim, “buyrun” diyerek çıktıları Oytunç Bey’e uzattım. “Nerede bunun dosyası?” diye hiddetle bağırdı. “Bulamadım. Siz çalışmak için almış olabilir misiniz acaba?” diye sordum ve o anda çok büyük bir hata yaptığımı anladım. O kibar Oytunç Bey yüzüme bile bakmadan eliyle “tamam hadi çık dışarı” diyerek kapıyı gösterdi. Neye uğradığımı anlayamadım. Başkalarına kızıp mı bana böyle yapmıştı ki? Kendimi çok kötü hissediyordum. Odaya döndüm, fısır fısır konuşan hepsi hemen suspus oldular.
 
OYTUNÇ (14 Eylül Cuma): Projenin maliyeti zaten yüksek çıkmış. Pazarlama bizim onları uyarmadığımızı iddia ederek kurtulmaya çalışıyor sorumluluktan. Bizim genel müdüre laf anlatmak zaten deveye hendek atlatmaktan zor. Aylin Hanım istediğim şeyi vaktinde getirse çatlar. Bir de herkesin içinde, bana “dosyayı siz almış olabilir misiniz?” diye sormaz mı! Tabii ben aldım ama bu orada sorulur mu? Önceki akşam maliyetin üstünden geçmek için eve götürmüştüm, sabah yanıma almayı unutmuşum. Bir de soruyor genel müdürün yanında, Allah Allah!! İyice tepemi attırdı.
 
Mesai bitiminde benimle konuşmak istediğini söyledi. İşimiz yok, pansuman yapmak zorundayız sanki. Hiç uğraşamam valla akşam briç var. Daha gidip hazırlanacağım.
 
AYLİN (15 Eylül Cumartesi): Herkesin içinde toplantı odasında bana bağırdığı günün akşamı “görüşebilir miyiz?” diye sordum. Yarım ağız, “çok vaktim yok, bir beş dakika için gel sadece” dedi. “Bugün olanlar için benim bir kusurum varsa özür dilerim ama dosyayı gerçekten bulamadım” dedim. “Diğer arkadaşlar da bilmiyorlar. Çok endişeliyim, bölümün kapısı da yok. Dolaplara anahtar mı taktırsak acaba, ne dersiniz?” diye sordum. Dosyayı en kısa sürede yeniden hazırlayacağımı da ekledim. “Tamam tamam” diye başından savdı, bilgisayarını kapadı ve çıktı. Akşam eve gittim, Hakan “Neyin var, bugün iyi görünmüyorsun” deyince anlattım tüm olanları. “Amaaan sevgilim”, kafana taktığın şeye bak, iş hayatı bu stressiz olur mu? Alışırsın kısa sürede merak etme”. Alışır mıyım, neye alışayım, aşağılanmaya mı, azarlanmaya mı? Bu Hakan zaten böyledir. Benim hiçbir derdimi ciddiye almaz. Onun için her şey kolay her şey normal, her şeyi abartan benim…
 
OYTUNÇ (11 Ekim Perşembe): Bu Aylin’e de bir şeyler oldu, bir afra bir tafra.  Tamam dikkatli, özenli falan filan ama kalıplarından bir türlü çıkamıyor, üstelik beni de kendi kalıplarına sokmaya uğraşıyor. Gerçi bu haftaki bölüm toplantısında sıkı bir sunum hazırlamış, hiç de fena değildi. (Şeytan diyor altına imza at git yönetim kuruluna sat!) Yani işini yapıyor yapmasına da bu burnu havada, mağrur hali sinirime dokunmaya başladı artık.
 
AYLİN (11 Ekim Perşembe): Sanırım altı ayı geride bıraktığımı ve işleri gayet iyi yürütebileceğimi bu sunumla kanıtladım hepsine. Biraz suskun ve gergin gibiydiler ama Hakan’ın dediği gibi her şeyi kafama takmamalıyım. Yakında bir yönetim kurulu toplantısı olacak. Gündemde bizim projelerle ilgili konular da var. Belki beni de çağırırlar. Ne güzel olur.
 
OYTUNÇ (10 Aralık Pazartesi): Aylin de artık iyice can sıkmaya başladı. Her şeye maydanoz. Nerede toplantı olsa “Benim de gelmemde bir mahsur var mı?”,
- Olmaz olur mu! Var tabii. Gider şimdi yemez içmez 10 sayfalık sunum hazırlar. Sanki kendisine soran varmış gibi.
 
AYLİN (2 Mayıs Cuma): Vay canına sevgili günlük, sana en son yedi ay önce yazmışım. Son zamanlarda yazmak da içimden gelmiyor doğrusu, bir gerilim filminin içinde yaşıyorum sanki. Sürekli fısıldaşıyorlar, ben ayağa kalktığımda arkamdan bakıp gülüşüyorlar. Oytunç Bey’se yüzüme bakarak konuşmuyor nedense. Hep baştan savma cevaplar veriyor sorularıma. Artık haftalık toplantılar bile bana söz sırası gelmeden bitiveriyor. Ne yapacağımı, bu durumu kiminle konuşacağımı bilemiyorum. Hakan’la birkaç kez konuşmayı denediysem de pek oralı olmadı. En yakın arkadaşlarım bile beni anlamamakta inat ediyor. Dinlediklerinde ya “Sen de ağzının payını vereydin”, “Git masasına yumruğu vur, ayağınızı denk alın diye tehdit et” diyor, ya da “Gül gibi işin var, hiç sesini çıkarma şu krizde” diyor. Bir sene oldu, ben bir sürü şey yapacağımı düşünürken artık bölüm yazışmalarına da eklenmediğimi, birbirleriyle yaptıkları sohbetlerden çıkartıyorum. Oytunç Bey’e “benim yapabileceğim bir iş var mı, şu projeye eklenmeyi çok isterim” dediğimde “Sen dur bakalım, o iş zaten Mehmet’in takibinde” ya da “Ayşe’nin evrakını dosyala o halde” diyor. Her şey kötü bir şaka gibi. Yine öğlenleri bölümde kalıyorum genellikle. Bugün Eczane’ye gidip Pasiflora aldım, sabahları bir kaşık almaktan bir şey çıkmaz. Boşlukta gibiyim.
 
OYTUNÇ (5 Mayıs Pazartesi): Benim yerime göz diker misin, her işe cafcaflı raporlar hazırlayıp burnunu sokmaya kalkar mısın? Yazıklar olsun, bu kızı işe aldırmak için az mı uğraştım? Kaç aydır ondan hiçbir şey istemedim zaten, o sivri burnunu hiçbir işe sokmasına da müsaade etmeyeceğim. Çürüsün oturduğu yerde de aklı başına gelsin. Bakalım nereye kadar dayanacak?
 
AYLİN (12 Haziran Perşembe): İnsan kaynaklarıymış! İnsan kaynağı değil, insanları kaynatma bölümü. Ben onlardan bu düğümü çözmeleri için medet umarken beyefendi bana demez mi:
-Bu sizin bölümünüzün iç meselesi, bunu kendi içinizde çözmeye çalışmalısınız, Oytunç Bey’le tekrar görüşmenizi tavsiye ederiz.
 
AYLİN (17 Haziran Salı): Gözyaşlarımı tutamıyorum, kimse görmesin diye tuvaletlere taşınıyorum ha bire. Bu adam nasıl bu hale geldi? Bir bu eksik kalmıştı o da oldu, bu sabah kendisiyle konuşmak istediğimi söylediğimde hiç ummadığım bir yanıt aldım:
“Aylin Hanım artık size ayıracak vaktim yok, meşgul etmeyin beni!”
Kendimi dar attım tuvalete. Ben bu kadar mı değersizim, Allah’ım ben kime ne kötülük yaptım? Beş paralık kıymetim kalmadı. Gözlerimin kızarıklığı geçsin de buradan çıkayım. Masamın çekmecesinde Xanax kalmıştır umarım.
 
AYLİN (26 Haziran Perşembe): İstifamı verdim bugün, biliyorum Hakan köpürecek. “Bu krizde köşe başında iş dağıtılıyor da sen gül gibi işini beğenmiyorsun”. O bile beni anlamıyor, suçluyor. Yoksa suç bende mi gerçekten? Kurduğum başarı hayalleri kendi kuruntumdan mı ibaret?....
……..
Sahi ben nasıl iş bulacağım şimdi?
 
OYTUNÇ (26 Haziran Perşembe): Ultra yetenekli müdür yardımcımız Aylin hanımefendi nihayet istifalarını sunabildiler. Bu size bir ders olsun Aylin Hanım. Başkasının koltuğuna göz diker misiniz? Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olun da aklınız başınıza gelsin. Kabahat bende zaten, bunlara bu kadar yüz veriyorum. Ama saf Oytunç artık akıllandı. Şu sekreter Tülin’e de gıcık oluyorum. Hadi bakalım Tülin Hanım şimdi sıra sizde!..