Çabuk Tarafından - Bülten - 18.6.2013

Çabuk tarafından



Merhaba,


Görmeye hiç alışmadığımız olaylara tanık olduğumuz heyecanlı günler yaşıyoruz. Sokakların savaş alanına döndüğü, gazdan göz gözü görmediği, insanların üstlerine sıkılan basınçlı sularla yerlere yuvarlandığı ama tekrar kalkıp yoluna devam ettiği vahşi manzaraların yerini; çoluk çocuk herkesin yan yana halay çektiği, blucinli kızların başörtülü akranlarına, sakallı müminlere kandil simidi ikram ettiği, ertesi sabah hep birlikte parktaki çöpleri toplayıp yerleri süpürdüğü, alışılmadık, gözlerimize inanamadığımız mutlu günler.


Bu yazıyı kaleme aldığım 8 Haziran Cumartesi akşamı, Türkiye’nin hemen hemen her köşesinde Gezi Parkı ile dayanışma eylemleri vardı ve polisin müdahale etmediği yerde hiçbir zorbalık, yollara, arabalar dükkanlar saldırı, vandallık filan yoktu. Yine de umulmadık olayların en güzeli Taksim’de yaşanıyordu. Daha iki hafta öncesine kadar birbirlerinin kanına susamış gibi görünen futbol taraftarları, yine formalarını giymiş, yine flamaları ellerinde, ama bu kez yan yana , el eleydiler Taksim’de.  Ve bülten yayına girmeden bir hafta önce, ne yazık ki olanlar oldu. Sağduyu çağrıları havada kaldı. Kimsenin, değil kendisini eleştirmesine, yan gözle bakmasına bile tahammül edemeyen kabadayı devlet geleneğimiz, Gezi Parkı'nı ve Taksim meydanını "Çapulculara" bırakmayacağını ispatlamak için yine gazla, suyla, copla saldırdı. Böylelikle onları gece uykularında rahat bırakmayacak bir efsane yarattılar. Efsaneler suyla, gazla, copla yenilemiyor, büyüdükçe büyüyor, güçlendikçe güçleniyor.


Sorunlarını kavga ile, karşıtını yenmek, ona diz çöktürmekle çözebileceğine inanan bir toplumsal gelenekten geliyoruz. Karşımızdakini dinlemek, onunla empati kurmak ve sorunumuzu birbirimizin isteklerine saygı duyarak, onların kesiştiği ortak paydalarda çözmeye çalışmak bize zül gelir, yenilgi gibi algılarız. Uzlaşmak, bir utanç sanki!


Bu bültende aslında sizlerle bu konuda dertleşmeyi düşünmüştüm. Bu nedenle bu konuda en sevilen uzmanlardan biriyle, Yankı Yazgan’la bir söyleşi yapmıştım. Orada konumuz daha çok iş yaşamına yönelikti. Ama kendiliğinden gelişen bu büyük sosyal olay, aynı soruyu bambaşka bir alanda çıkardı karşımıza. İlgiyle okuyacağınızı umuyorum. Lütfen tıklayın.


Bunun yanı sıra ‘İçimiz – Dışımız’ çelişkisine ‘Bir Dakika’lık bir bakışı da yine burada bulacaksınız. İzlemek için lütfen buraya da bir tık.


Haa, bir dakka, bir dakka, bir güzel haberim daha var.


Koçluğun meslek olarak kabulü için KPD ile ICF Türkiye’nin birlikte yürüttüğü çalışmalar sona erdi. Artık bütün safhaları bitirilen çalışmaların sonuçlarının ilanını bekliyoruz. Umulmadık bir aksilik olmazsa, koçluğun meslek standartları yakında Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girecek. Bambaşka şeylerle karıştırılan, bu yüzden hak ettiği saygınlığı elde etmekte güçlük çeken Koç’luk, artık ‘kendisiyle hiç ilgisi olmayan  şeyler’le karıştırılmaktan kurtulacak.


Ancak biz koçlara da önemli bir görev düşüyor. Meslek etiğimize sıkı sıkıya bağlı kalmak, mesleki rekabetimizi haksız rekabet başta olmak üzere, tüm etik dışı davranışlardan özenle korumak, ve bu ilkeleri yaşama geçirmek için el ele çalışmak. 

Çok daha güzel ve mutlu günlerde tekrar buluşmak üzere, sevgilerle,


Çağlar Çabuk