Çabuk Tarafından - Bülten 12.5.2014

Çabuk Tarafından... KESKİN SİRKE

‘’Yumuşak Güç’’ adını taşıyan kitabım yayınlandığından bu yana, politikadan gündelik yaşama uygulanabilirliğini anlatmaya çalıştığım bu kavram -ve tabii kitap- hakkında kimi olumlu, kimi olumsuz çok sayıda tepki aldım.  Olumlu ya da olumsuz, hemen hemen tüm tepkilerin içinde şu tür sorular da yer alıyordu:

- Çağlar hanım, iyi hoş da, şöyle bir durumda yumuşak güç nasıl kullanılabilir ki?..

şeklinde başlayan ve bazı kişilerin bencil, çok aksi, çok olumsuz davranışlarını anlatan öykücükler. İnsanlar kısaca şunu söylemiş oluyorlar:

- Teorik olarak çok güzel, ama pratikte sökmez. Öyleleri var ki, onlara kendi anladıkları dilden konuşmak gerek. Başka yolu yok!

Bataklığı kurutmak için uğraşırken sivrisinekleri tek tek yakalamak çare olamayacağına göre, bari dedim,  günlük olaylardan örnekler vereyim, bunun nasıl olması gerektiğini soyut kavramlarla değil, herkesin medyada her gün izlediği örnekler üstünden anlatayım.

Dedim demesine ama, demekle yapabilmek arasında hayli dik bir yokuş var.
Hemen her gün, liderler öyle şeyler söylüyor ve yapıyorlar ki, ‘’Öyle değil de şöyle söyleseler, hem aynı şeyi daha uygar bir biçimde dile getirdikleri için daha çok saygı kazanırlardı, hem de karşılarında giderek kemikleşen bir nefret çemberini kendi elleriyle pekiştirmezlerdi’’ demek, onların amaçlarını kabul etmek, sadece anlatım biçimi üstüne fikir vermek olacak. Tabii benim de herkes gibi bir ‘’Dünya görüşüm’’ var ve özellikle yöneticilerin yaptıklarını bu açıdan eleştirme hakkına da sahibim, bu işi yapmazsam kendimi suçlamak hakkına da...

Bir iyi bir de kötü  örnek

Hangisini önce istersiniz?
Hadi önce bardağın dolu tarafına bakalım.
Başbakan Erdoğan, 24 Nisan dolayısı ile, şimdiye kadarki devlet tavrında delik açabilecek bir mesaj yayınlayarak, Ermenilerin acılarını anlamak gerektiğinden söz etti.
‘’Soykırım’’ demedi, ‘’Büyük Felaket’’ demedi, 1915 döneminde acı çekmiş herkesi bir kefeye koyarak rahmet diledi, ama yine de bunlar nerdeyse 100 yıllık bir inkar politikasının delinmesine yol açacak sözler. İlk kez mi söyleniyor? Tabii ki hayır. Bunu  daha önce söyleyenlerin çekmediği kahır kalmadı. Orhan Pamuk bu nedenle lanetlendi, Hrant Dink bunu hayatıyla ödedi. Yine de çok önemli bir dönemeç, bir Başbakan’ın bunları söylemesi. Sivil toplum artık rahatlıkla içinin doldurulması için çok daha yüksek sesle bağırabilecek.

Ama aynı günlerde, Freedom House’ın Türkiye’nin İnsan Hakları karnesine yönelik eleştirileri gayet sert biçimde reddedildi. Islah olmaz görünen bir devlet tepkisi. ‘’Sen kim oluyorsun da beni eleştirmeye kalkıyorsun?’’

En acıklı yanı neresi?

Eleştiriye tahammülsüzlük,  her eleştiriyi ‘’Beni yok etmek isteyen bir komplo’’ olarak gören klasik yaklaşım. Ne kötü ve ne acı ki, eleştirilerin aslında kendimize ayna tutabilmek için en iyi araçlar olduğunu, onlardan kurtulmak için atacağımız her adımın kendi gelişimimizi önce donduracak, sonra da geriletecek büyük bir hata olduğunun farkına bile varamıyoruz, gözlerimizi sadece kendimize ve başarımıza odakladığımızda.

Freedom House ne demiş?

Dünya Özgürlükler haritasında Türkiye artık basın özgürlüğü açısından kötü durumda olan ülkeler kategorisinde, onlarla aynı renge boyanmış. Nedenleri de raporda somut olaylara ve verilere dayanarak açıklanıyor.

Bakan ne diyor?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, "Gazetecilerimiz, ‘kısmen özgür’ denilen ülkelerden de, ‘tam özgür’ denilen ülkelerden de daha özgür” diyerek, Türkiye'de  'algı operasyonu' yapıldığını savundu. Davutoğlu, ayrıca yurt dışındaki basın mensuplarının, Taksim'deki olaylardan hareketle Türkiye'de "1 Mayıs gösterileri yasaklandı" havası vermeye çalıştığını söyledi.

Mürekkebi kurumadan…

Her şeyin her an umulmadık sürprizlerle değiştiği bir zamanda ve bir ülkede yaşıyoruz. Ben yukarıdaki örneği yazalı sadece bir hafta geçti. Ama verdiğim örnekler bu bir haftada eskidi, yıprandı bile. Artık yeni şeyler söylemek gerek.

İzlemek için lütfen tıklayınız:
1 DAKİKA – KESKİN SİRKE


Çağlar Çabuk